Bill Gates, Mark Zuckerberg, Fatih Güner …

Dünya çapında çok başarılı dediğimiz ve yenilikleri getiren insanların birçoğu aslında üniversite mezunu olmayan insanlar. En büyük iki örneği ise Bill Gates ve Mark Zuckerberg. Türkiye’den örnek verecek olursak ise Fatih Güner.

Bill Gates Microsoft’u kurmadan önce okuldan ayrılırken Mark Zuckerberg ise Facebook öncesinde aynı şeyi gerçekleştirdi. Bunun yerel örneği olan Fatih Güner ise gururla kendisinin üniversite mezunu olmadığını anlatıyor. Peki bu insanları başarılı olmaya iten şey üniversitede yaşanan başarısızlıklar mıydı?

Klasik düşünce yapısına göre bir şeyler başarmak için üniversite mezunu olmak temel şart. Ancak bu kişilere baktığımızda, hepsi de kendilerine sunulan yerine hayallerinin peşinden gitmeyi tercih etmiş.

Ve bununla da kalmayıp gerçekten bizim hayatımıza etki eden girişimlerde bulunmuşlar. Başka bir deyişle bu dünyada kendilerine sunulan şekilde değil kendi istedikleri şekilde bir değer yaratmışlar.

Dünya çapında başarı yakalayıp milyarder olmayı başaran son girişimci ise henüz 30 yaşına bile girmedi. O da üniversite terk! İşte karşınızda:

Elizabeth Holmes

Elizabeth 19 yaşında Stanford Üniversitesi’nde okurken üniversiteyi bırakmaya karar verir. Çünkü aklında olan şudur: Okula verilecek olan parayla çok daha kayda değer şeyler yapılabilir. Sonuç olarak kendi şirketi olan Theranos’u kurar ve sağlık hizmetlerinde devrim yapmak üzere ilk adımını atar.

İlk olarak kimya mühendisliği profesörü olan Channing Robertson’a fikrini ve yapmak istediklerini danışır. Üniversiteyi terk etmesinin olumsuz etkileri olacağını düşünen Robertson Elizabeth’e neden her şeyi bırakıp o anda öyle bir riski göze almak istediğini sorar. Cevap ise:

Yeni bir teknoloji yaratmak istiyorum, coğrafya’ya veya etnik kökene veya yaşa veya cinsiyete bakmadan her düzeyde insanlığa yardım etmeyi amaçlayan bir tane.

Gözlerindeki parıltıyı ve içinde yanan ateşi gören profesör ikna olur ve kendisine destek olur.

Tıpta Tarih Yazarken

Elizabeth kan testlerini kolaylaştıran bir teknoloji üretmek istiyordu. Kendisi de iğnelerle arası iyi olmayan bir insan olarak bu işlemi daha basit, daha ucuz ve herkes için daha erişilebilir bir hale getirmek istedi. 10 yıl boyunca parmağınızın ucundan acıtmadan kan alıp yapılacak bir kan test sistemi üzerinde kendi halinde çalıştı.

Bir donanım ve yazılım yarattı. Bu sisteme göre insanların parmaklarından alınan kan nanotainer (nano kap) adı verilen küçük şişelerde saklanıyordu.

Bazı insanlar için iğneler ve kan adeta kabus gibidir, öyle ki bunları görerek kan testi yaptırmak yerine hayatlarını kurtaracak ilacı bile almamayı bile tercih edebilirler. Doktorumuz bizden kan testi yaptırmamızı isteyebilir, ama “kim gidip onunla uğraşacak ki?” sözünü söylemesek bile en azından duymuşuzdur. Elizabeth’in teknolojisi ise tüm bu korkuları ortadan kaldırıyor ve bunun üstüne çok da daha kolay bir yöntem sunuyor.

Klasik sistemi bilirsiniz; 2-3 tüp kan numunesi alınır, bunlar laboratuvara gönderilir, incelenir ve de işin en kötüsü yanlış sonuçlar çıkabilir.

Ancak Elizabeth’in devrimini net bir şekilde bu noktada görebiliyoruz. Onun sistemiyle parmak ucundan kan alınıyor, son derece verimli sonuçlar elde ediliyor. Üstelik testi yapmak için doktor veya laboratuvar olması gerekmiyor, herhangi bir eczane olabilir. Ve bununla da bitmiyor. Sadece 4 saat kadar bir sürede sonuçlarınız elinizde ve aynı numune ile birkaç farklı test yapabiliyorsunuz.

Kanla yapılan çalışmalar, araştırmalar vs. zaman zaman çok ciddi tutarlara çıkabiliyor. Ancak bu yeni test oldukça ucuz. Ki bu da Elizabeth’in daha yolun en başındayken yapmak istediği şey. Ağrısız, daha kesin, daha ucuz ve daha hızlı bir sistem. Sözün kısası, devrim dedikleri bu işte!

Kan Parası

Elizabeth’in şirketinin değeri şuan 9 milyar dolar. Kendisi ise şirketin yarısına sahip ve bu da 4,5 milyar dolar demek oluyor. Bu rakamlar ise en son açıklanan en zengin 400 Amerikalı listesinde ona bir yer kazandırıyor. Ayrıca kendi kendine milyarder olan en genç kadın unvanına da sahip.

Şirketinin Walgreens ile de bir ortaklığı bulunuyor ve görünen o ki büyümeye devam edecek. Ancak, Elizabeth’e kulak verdiğimizde aslında bunları para için yapmadığını anlıyoruz. O gerçekten dünyada bir şeyleri değiştirmek istemiş. Bizzat sözleri şu şekilde:

Amacımız, insanların ihtiyaçları olduğunda veya istediklerinde (kan) test yaptırabilme haklarını kullanabilmelerini sağlamak.

Uygun fiyatlı ve etkin sağlık hizmetlerinin insani ve sivil bir hak olduğuna inanıyor. Elizabeth bizlere aslında klasik yöntemlerin değil insanların istediklerini yaptıklarında neler yapabileceğini gösteriyor. İnsanların yaşamlarına etki edip değiştirmek için tutku, yenilik ve isteğin nasıl bir araya gelmesi gerektiğini anlatıyor.

 

İçinde bulunduğumuz coğrafyada her ne kadar insanlar sürekli olarak üniversite gibi kriterlere bakarak diğerlerini yargılasa da bunlar belirleyici bir rol üstlenmemeli. İnsanların bu yanlış düşünce sistemine verilen en güzel yanıtlardan birisi olarak Fatih Güner’i takdir ediyoruz.

 

 

 

Yazar Hakkında

Hasan Kaplan
Editör

Kariyerine Bilkent Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü'nde aldığı eğitimle başlayan Hasan, sonrasında Afganistan'da NATO ile çalışan çok uluslu bir şirkette orta düzey yönetici olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra Freelance Çevirmen/Tercüman olarak çalışmaya başladı ve teknolojiye olan merakı, üretme arzusuyla birleşince blogger olarak dijital dünyaya adım attı. Kafa Tech'te girişimcilik, motivasyon ve iş verimliliği alanlarında yazılar paylaşıyor.

2 Kişi Yorumlamış

  1. Semih

    Sayın Editör Fatih Güner kadın girişimci değildir ?
    Lütfen düzeltin Hikaye Elizabeth Holmes ait Fatih Güner soslaymedya.co nun kurucusuydu o da başka birine devretmişti diye biliyorum

    Cevapla
    • Gökçen Orhan
      Gökçen Orhan

      Semih merhaba, Fatih Güner’in kadın girişimci olmadığını biz de biliyoruz :) Başarı için illa üniversite mezunu olmak gerekmediğini vurgularken Fatih Güner’e değinilmiş yazıda, bir yanlışlık yok gibi görünüyor.

      Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.