Bugün blogumuzda Proliz Danışmanlık Kurucusu Şule Kalmış‘ı konuk ediyoruz. Kendileri, girişimcilik, KOSGEB, proje Yönetimi ve danışmanlığı anlamında uzun yılların tecrübesini barındıran, değerli bir profesyonel ve yönetici. Uzun zamandır kafamızı kurcalayan ve üzerine yazmayı düşündüğümüz bir konuyu, tüm okuyucularımız ve bizler için harika bir şekilde özetlediği ve kadın gözünden değerli yorumlarını bizimle paylaştığı yazıyı keyifle okumanızı ve paylaşmanızı dileriz. Konuk yazarımız hakkında kısa bio’ya aşağıdaki Yazar Hakkında bölümünden ulaşabilirsiniz.

 

Teorik olarak girişimcilikte kadın erkek ayrımı yapılmaz ancak belki de yapılmalı. Türkiye’de bir kadın girişimci, olağan itiraz ve yıldırma hamlelerine ek olarak aşağıdaki konularla da başa çıkmak zorunda:

 1. Erkek Dünyasında Ayakta Kalman Çok Zor!

Kadınların geç saatlerdeki iş yemeklerine katılamayacakları, yanlarında eşleri olmadan seyahat edemeyecekleri, uluslararası telefon görüşmelerini gece geç saatlerde yapamayacakları veya skype gibi ortamlarda tanımadığı erkeklerle görüşme yapmalarının uygun olmayacağı gibi “gerçekler” üzerine kurulu ve yakın çevre tarafından sürekli hatırlatılan düşüncedir. Temelini fiziksel gücün egemen olduğu ilkel çağlardan alır.

Gücünü ve zihnini etrafta söylenenlere değil, sadece işine harcamalıdır. Kadınlar iş dünyasında aktif oldukça bu algı kendiliğinden kalkacaktır.

 2. Başarılı Olduysa Kesin Arkasında Birisi Vardır!

Nedense bir kadının çok başarılı olması hep şüphe uyandırır. Kendisini yetiştirdiğine ve hayallerinin peşinden gittiğine inanmak yerine, başarıyı zengin baba, dayı, eş veya sevgiliye bağlayanlar çoktur. Sıfırdan bir yerlere gelmiş çok fazla kadın tanıyorum ve kesinlikle bu kategoriye girmiyorlar. Bir kadın kendine güvenmeli ve kendisini bir birey olarak görmeli, iş hayatında cinsiyetsiz kalmak için kendisini sürekli geliştirmeli ve okumalıdır. Zaman geçtikçe ve başarılar birbirini takip etmeye başlayınca önce yakın çevrede sonra müşteriler, tedarikçiler derken tüm iş çevresinde bu algı tamamen ortadan kalkacaktır.

3. Hamile Kalırsan Bu İşleri Sürdüremezsin!

Kadın girişimci açısından şirketin hesap işleri, pazarlama, personel, muhasebe, müşteriler vs işleri yetmiyormuş gibi bir de buna hamilelik sürecindeki bulantı, karın şişliği, eklem ağrılarının azalmasıyla iş verimliliğinin düşmesi algısına dayanır. Hamile kalmak ve sonrasında çocuk yetiştirmek elbette işleri aksatacaktır ancak çözümsüz bir sorun değildir. Bir kadının evlenmesi ve ebeveyn olması öz hakkıdır. Bu güzel günlerin keyfi çıkarılmalı, bu süreçlerde sorun yaşamamak için muhakkak ikinci adam yetiştirilmelidir. Birkaç yıllık ciro kaybı, başarı ideali olan bir kadın için uzun vadeli hedeflerinde sapma yaratmaz; bilakis aynı anda birden çok işi yapmak zorunda kadınlar iş dünyasında daha güçlü ve kararlı hale gelebilir ve daha çabuk olgunlaşabilirler.

4. İş Kadını Seksi ve Güzel Olur!

Bu tamamen Türkiye’ye özgü bir bakış açısı. Eminim pek çok kadın girişimci de çevresinden bu cümleyi duymuştur. Hatta bankaların kadın girişimcilere yönelik kredi reklamlarında bile topuklu ayakkabılar üzerinden yükselen binalar teması kullanılır. Topuklu ayakkabının bitmek tükenmez şekilde kadınla özdeşleştirilmesi bana göre utanç verici. Her işin kendine has kuralları ve çalışma şekli var. Geçen hafta bıldırcın üretmek isteyen bir kadınla tanıştım, kendim de 2 sene salyangoz çiftliği kurma hayalleri kurdum. Topuklu ayakkabıyla ne alakası var? Önce ithal pembe dizilerin şimdilerdeyse popüler televizyon dizilerinin süper güzel ve her daim bakımlı kadınları “promote” etmesi yüzünden toplumda böyle boş bir algı oluşturuluyor. Kadınlar, işlerini yapmak için bakımlı olmalı ama o dizilerdeki kadınlar gibi günde 5 saatini güzelleşmeye ayıramayacak kadar yoğun olabilecekleri unutulmamalı.

Tabii kadın girişimcinin maruz kaldığı psikolojik baskı ve toplumsal algılar bunlarla sınırlı değil. Pek çok mesleğin erkeklere has olduğunu düşünen ve kadınlara bir tek öğretmenliğin yakıştığını düşünen pek çok kişiyle tanıştım ve konuştum. Bu düşünceler için kimseyi suçlayamayız çünkü bu algıların temelinde, toplumsal yaşantı tarzımızın etkisi büyük. Dilimizdeki “karı gibi ağlama, kız vermek, kız almak, işi adam gibi yapmak, kız başına hareket etmek” gibi tabirler olduğu sürece kadınlar bu algılarla savaşmak zorunda kalabilirler.

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.