Son yıllarda insanlar arasındaki iletişim gün geçtikçe azalıyor, neredeyse kopma düzeyine geliyor. Yan yana gençler, ellerinde telefonlar, kafalar öne eğilmiş Facebook, Twitter, Vine gibi platformlarda gezerken gerçek hayattan sanala doğru kayış halinde neler kaybettiklerinin farkına bile varmıyorlar. Eskiden şöyleydi diye bir geyiğe girmeyeceğim ama aradaki iletişim kopukluğu, düşündürmüyor diyemem. Bazen öyle oluyorlar ki yan yana oturmalarına rağmen beğendikleri videoları WhatsApp ile birbirlerine gönderiyorlar.

Bu sadece gençlerde görülen bir sorun değil. Anne-babaların susturmak için çocuklarının önlerine koydukları tabletler, karı-kocanın aynı yatağı paylaşması ama her ikisinin de elinde telefon ile ayrı Dünyalarda olması. Belki de şu sosyal mecra bir tek yalnız yaşayan yaşlıların işine yarıyor. En azından bir iki “like” ile tamamen yalnız olmadıklarını düşünüyor, dış Dünyadan tamamen izole olmamış oluyorlar.

Pew Research Center’ın yaptığı bir araştırmaya göre Amerikalı yetişkinlerin %65’i sosyal medyayı kullanıyor. 2005 yılında bu araştırmalara ilk başladıklarında bu oran %5 imiş. Yani küçümsenmeyecek bir hızla yükseliyor. Bu oranın Türkiye’de çok daha fazla olduğunu tahmin ediyorum. bu bağımlılık öyle tehlikeli boyutlara geldi ki artık manşetlerde telefonla ilgilenirken araba çarptı, selfie çekerken damdan düştü gibi haberler okuduğumuzda hiç de yadırgamıyoruz.

İşte tam da bu fiziksel Dünya’dan kopuşu göstermek isteyen fotoğrafçı Eric Pickersgill, bir düzine fotoğrafla dikkatleri üzerine çekti. Bir sabah, bir Coffee Shopta kahvesini yudumlarken aklına gelen bir fikir olduğunu söyleyen Eric, projesinin isminin “Removed” yani “Kaldırıldı” olduğunu belirtiyor:

“Bir sabah NewYork’taki İllium Kafe’de yan masamda oturan bir aile dikkatimi çekti. Birbirlerinden o kadar kopuklardı ki. Baba ve iki kızının herbirinin elinde birer telefon, anneleri camdan dışarı yorgun ve hüzünlü bir yüz ifadesi ile dalıp gidiyordu. Baba çok nadir de olsa, nette bulduğu birkaç kısa bilgiyi ailesi ile paylaşıyor, daha sonra yine telefonuna dönüyordu. İki defa yakalanan büyük bir balıkla ilgili bir şeyler söylese de baba, kimseden bir yanıt gelmemesi, iletişimin bu kadar kopuk olması beni derinden yaraladı.”

Teknolojinin insan hayatına bu kadar girmesi, insan hayatını kolaylaştırması tabii ki güzel bir şey. Sorun, teknolojinin bizi kontrol etmeye başlaması bence. Eric Pickersgill’in çalışması da elimizden teknoloji alındığında nasıl gözüktüğümüzü bize gösteriyor:

1

Fotoğraf : Eric Pickersgill

2

Fotoğraf :  Eric Pickersgill

3

Fotoğraf: Eric Pickersgill

4

Fotoğraf: Eric Pickersgill

5

Fotoğraf: Eric Pickersgill

6

Fotoğraf: Eric Pickersgill

7

Fotoğraf: Eric Pickersgill

8

Fotoğraf: Eric Pickersgill

İster teknoloji bağımlısı gruba ait olun, ister olmayın, bu fotoğraflardan çıkarılması gereken çok ders var. Bu grupta olanların teknoloji kullanımı ve bağımlılığı konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. Günde ne kadar online olduğunuzun farkında olmak ve bu zamanınızı kademeli olarak fiziksel aktiviteler için planlamak, kendinize ve yakınlarınıza yapabileceğiniz en büyük iyilik olacaktır.

Kendinize 30 dakika teknolojiden uzak zaman ayırarak başlayabilirsiniz. Yürüyüşe çıkın, yemek yapın, kitap okuyun, arkadaşlarınızla konuşun. Ne olursa olsun bu 30 dakika içerisinde telefonunuzla ilgilenmeyin, çalarsa açmayın, cevap vermeyin. Göreceksiniz ki teknolojisiz hayat, bağımlı hayattan daha güzel.

Not: Buna Kafatech’i okumak dahil değil :)

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.