Çoğu zaman, düzenli standart bir işi olan insanların girişimcilere şunu dediğini duyuyoruz: “Keşke ben de zamanında gözümü karartsaydım da kendi işimin patronu olsaydım!” Fakat buna karşın girişim yapmış kişilerin de, işleri iyi gitsin veya kötü gitsin, zaman zaman “Benim de senin gibi bir işim olsa, en azından ne yaptığım, çalıştığım saatim belli olurdu” gibi yakınmalarını biliyoruz. O halde, iki taraf da mutsuz ise mutlu olanlar kim ve nasıl başarıyorlar?

Aslında cevabı çok basit: Girişimciler genellikle ilgi alanlarına, yapmaktan keyif aldıkları şeylere odaklanıp onlar üzerinden bir şeyler başarmaya çalışıyor. Hal böyle olunca da, yani sevdiğiniz işi yapınca, tadından yenmiyor. Ancak, sıradan bir işte bu imkanı bulamama olasılığınız oldukça yüksek.

Ama gerçekçi olmak da lazım! Sadece sevdikleri bir şeyler için emek veriyor olmaları mı bu girişimcilerin hırslı ve tutkulu olmalarını sağlıyor? Pek sık olmasa da, gerçekten yapmak istediğiniz şeyi yaptığınız bir iş bulabilirsiniz belki. Ama kaçırdığınız önemli bir nokta var. Herhangi bir işte, başka birisi için veya kurumsal şirketinizin hedefleri için çalışırsınız.

Fakat söz konusu kendi girişiminiz olduğunda her şey sizin hedefleriniz, idealleriniz, vizyonunuz ve çabanızdan ibarettir. Başka bir deyişle, artık bir bebeğiniz vardır ve onu büyütmeye başlarsınız. Her gün yeni bir şeyler öğrenir ve öğrendiklerinizi de aktarmaya çalışırsınız. Tıpkı bir çocuk misali, daha başını kaldıramazken zaman içinde emeklemeyi, yürümeyi ve hatta koşmayı öğretirsiniz.

Mevlana şöyle der; dünya baştanbaşa dikenlerle dolu olsa, yine de aşığın gönlü gül bahçesidir.

Girişimcilik dediğimiz yolda kimsenin önüne kırmızı halı sermiyorlar maalesef. Her an her dakika beklemediğiniz, sizi alıp yerden yere çarpabilecek olumsuzluklar mevcut. Bunu sadece başarısız girişimlerde değil en başarılı girişimcilerde bile görüyoruz.

31 yaşına kadar devlet yardımıyla geçinen J. K. Rowling, 25 yaşına kadar barmenlik yapan Mark Cuban ve 30 yaşına kadar marangoz olan Harrison Ford. Gerek girişim yapmadan önce gerek girişim sırasında zorlu yollardan geçebilirsiniz, ancak gül bahçenizin orada olduğunu bilmek sizi hep ayakta tutar ve ona ulaşmak için savaşmanızı sağlar.

İlgili Yazı: Başarılı bir girişimci olmak için çok mu geç?

Aynı doğrultuda, hatta ve hatta en önemlisi, girişimci karakter hiçbir zaman teslim olmaz. Çünkü girişimi başarılı da olsa başarısız da olsa kazananın hep kendisi olduğunu bilir. Özellikle başarısızlıkla sonuçlanan girişimlerin kendisine kattıklarının kitaplarda bulunamayacak türde şeyler olduğunun farkındadır. Ki bu sürecin etkilerinin farkında olmasalar tekrar tekrar denemek yerine, bir noktada bırakıp sıradan bir işle sıradan bir yaşama devam ederler.

Yaptığınız şeyi gerçekten isteyerek yapmak sadece girişimciliğin bir avantajı değildir, aynı zamanda şartıdır. Çünkü yaptığınız şeye duyduğunuz tutku ve adanmışlık hissi size gereken gücü verecektir. Bu kapsamda, girişimci adaylarına sözüm, “Girişim güzel bir fırsat, değerlendirmeliyim!” veya “Zuckerberg’e bak, kız tavlamak için Facebook kurdu ve nerelere geldi!” diyorsanız gerçekten yanlış yerdesiniz. Fırsatınızı (!) değerlendirip mesainizin bitmesi (hafta sonunun gelmesi) için dakikaları sayın veya gidip Facebook’ta gezinin.

Kanında girişimcilik olanlara gelince… Öncelikle iyiden iyiye ne istediğinizi, kim olmak istediğinizi ve nelerin sizi mutlu ettiğini düşünün, değerlendirin ve karar verin. Seçeneklerinizi sıralayın ve ardından gerçekçi koşullara göre zayıf kalanları eleyin. Ne zaman ki elinizde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar şey kaldı, işte o zaman derin bir analize başlayın. Yapabileceğiniz girişimleri aklınıza gelen her açıdan düşünüp tartın. Ne kadar keyif alacaksınız veya ne kadar kazanacaksınız? Ya da sizin için önemli olan her ne varsa (prestij, şöhret, statü…), bunu ne ölçüde gerçekleştirmenizi sağlayacak?

İlgili Yazı: Başarısızlıktan öğrenin: 5 Milyarder’den başarısızlık hikayeleri

Şimdi bunları yazıya dökme ve daha objektif bakma vakti geldi. Kısa süreli bir mola verin ve daha sonra tekrar gözden geçirin yaptıklarınızı. Bununla da yetinmeyip, dışarıdan alaylı diyeceğimiz birkaç arkadaşınızdan görüşlerini alın. Gerekirse inandığınız başka fikirleri de aynı şekilde değerlendirip listeye ekleyin ve birisinde karar kılın. İçinizden gelen “Yapabilirsin” sesini duyduktan sonra geriye kalan tek şey ilk adımınızı atmanız.

Daha ne duruyorsunuz o zaman! Kendinize hak ettiğiniz şansı verin. Sonuçta hayat sizin, tercih sizin.

Ya herro ya merro!

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.