Teknolojinin gelişmesiyle birlikte her gün yeni kullanım alanlarıyla karşılaşıyoruz. Bence teknolojinin en güzel tarafı her gün gördüğümüz yeni gelişmeleri, farklı alanlarda, farklı çözümler ve uygulamalar dahilinde görebiliyor olmak. Bu da, teknolojinin ne kadar çok alana hitap ettiğiyle doğru orantılı olarak değişiyor.

Sanal gerçeklik konusu bir çok teknoloji devi ve startup tarafından farklı çözümler için kullanılsa da, başı çeken firmalar her zaman mercek altında. Bunların başında da şüphesiz Oculus geliyor. Oculus‘un şirket olarak gösterdiği gelişimi bir yana bırakıp, bu yazımızda, Oculus‘un markalar tarafından kullanılmasıyla, neler yapılabileceği konusunu inceleyeceğiz.

Her şirketin Oculus için farklı projeleri olsa da, en yaratıcı ve cesur denemeler genelde marka cephesinden geliyor. Bu projeler ticari olarak kar amacı gütmediğinden, ses getirecek, viral potansiyeli olan işlere harcayabilecekleri güzel bütçeleri olduğu için, zaten kendilerinden beklenenin bu olduğunu söylemek lazım. Zira, markaların mesajları ve duruşları ile ilintili olarak, insanlara ilham verip öncülük ediyor olmaları, bir markayı ‘Love Mark‘ yapacak adımların başında geliyor.

Gelişen teknolojiyle birlikte tüm bu unsurları göz önünde bulundurduğumuzda, güzel bir kazan-kazan durumu ortaya çıkıyor. Tabi ki markaların bunları sadece ve sadece dijital dünyanın gelişimi ve ilerlemesi için yaptığını söylemek yanlış olur. Ne kadar izlenme, o kadar video, ne kadar viral etki, o kadar proje demek daha doğru olacaktır.

Castrol, her ne kadar bir motor yağı markası olsa da bu işi gerçekten iyi kotaran firmalardan biri, tabi ki bu konularda sözüm meclisten dışarı, yani ülkemizden bahsetmiyorum. Türkiye’de bu tarz işleri yapmanın epey zor olduğunu, konu özelinde yaklaşık 6 senelik deneyime sahip biri olarak, söylemeden geçmem doğru olmazdı. Her zamanki gibi, yurt dışında yapılan işleri anlatıp, hayıflanacağız.

İlk olarak mayıs ayında yaptıkları çalışma ile başlattıkları projelerinde, profesyonel bir sürücü için hazıladıkları Oculus Rift yerleştirilmiş bir kask yardımıyla, gerçek araba ile, sanal bir yarış pistinde sürüş deneyiminin nasıl olacağını bize gösterdiler. Gerçek bir araç ve gerçek bir pist var, fakat drift, sanal bir pistte yapılıyor. Sürücü, taktığı Oculus Rift bulunan kask ile karşısına çıkan pistte sürüşe başlıyor ve bitiş çizgisine kadar, bu ilginç macera devam ediyor. Aslında, gözleri kapalı drift yapan sürücü, tüm oyunu aracıyla kontrol ediyor diyebiliriz.

Görüntülerden gayet heyecanlı bir deneyim olduğunu az çok anlamak mümkün, fakat tabi ki aracı kullanmanın keyfi nasıl tarif edilir bilemiyorum. Hiçbir atraksiyonu olmayan boş bir pisti ütopik bir yarış pisti haline getirip, bunun içinde drift yapıyor olma deneyimini şimdilik gerçek hayatta deneyimleyebileceğimizi sanmıyorum.

Castrol, bu proje için bir ekip oluşturmuş ve bu proje için çalışacak oyun uzmanları işe almış. İki ay gibi kısa bir süre içinde, projeyi sahaya inmeyi başarmışlar. Daha çok sabit kullanım için tasarlanan Oculus‘u bu şekilde hareketli kullanıma entegre edebilmek için vakitlerinin önemli bir kısmını harcayan ekip, gerçek direksiyon kontrollerini ve görüntüleri stabilize edebilmek için bolca deneme yapmış. İşte bu sürecin videosu;

Bu ürünü geliştirdikten sonra, artık bunun üstüne gidip ikinci bir viral proje yapmak için engelleri kalmadığını düşünmüşler ki, ikinci bir proje hazırlamışlar. Dün yayınlanan bu projede birbiri ile aynı iki pistte, aynı anda yarışa başlayan iki yarışçı mevcut. Farklı pistlerde sürseler de, eş zamanlı olarak aynı sanal pistte yarıştıkları güzel bir konsept hazırlamışlar. Daha düşük poligonlu, yani daha düşük kaliteli bir sanal pistte gerçekleşen yarış, muhtemelen eş zamanlı olarak iki aracı görüntüye dahil ederken, yaşanılan sorunları en aza indirgemeyi amaçlayan mühendislerin, görüntüden feragat etmesinin nedeni olmuş.

Castrol her iki örnekte de Oculus gibi bir teknolojinin kullanımı konusunda bizlere güzel fikirler vermeyi amaçlamış. Kendi adıma, videoları izlerken boş bir pistte gözlüğümü takıp, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir pistte yarışabileceğimi düşününce heyecanlanmadım dersem, yalan söylemiş olurum. Bununla birlikte, Oculus’u evimizden çıkartıp dışarıda kullanabilme fikri çok da yeni değil fakat uygulamalı açıklamasını görmenin herkese farklı şeyler düşündürteceğine inanıyorum.

Diğer bir açıdan markaların bu tarz işler yapıyor olması keyifli olsa da, bu kalitede işleri, ülkemizde önümüzdeki 2-3 sene içinde görmemizin mümkün olmadığını birinci ağızdan sizlerle paylaşabilirim. Zira markaların viral konseptini (istisnalar tabiki mevcut) anlayıp, sindirmesi bile, yurtdışında mevcut işleri kopyalayarak başladığı için, yazımın başında söylediğim gibi şimdilik videolarla idare edeceğiz. Tabi ki bu karamsar yaklaşımımı, içimden ‘inşallah yanılırım‘ sözleriyle paylaştığımı da sözlerime eklemek isterim.

Son olarak, yazımı bitirmeden önce bonus olarak sanal gerçekliğe gerçekçi ama karamsar bir bakış sunan Uncanny Valley isimli kısa filmi paylaşmak istiyorum. ‘Black Mirror‘ dizisini takip edenlerin severek izleyeceği bir kısa film olduğunun notunu düşmekte fayda var.

Dip Not: Bu tarz marka tarafından yapılan işlerde, yapılan işi pazarlamak adına ‘ufak‘ düzenlemeler, değişiklikler ve ‘minik‘ yalanların her zaman masada olduğunu söylemek gerek. Zaten yazımın başında bunun bir hayır işinden ziyade, bir kazan-kazan durumu olduğunu sizlerle paylaşmıştım, şimdi bu dip not ile videoları tekrar inceleyebilirsiniz :)

Diğer tüm yazılarımız gibi, bu yazımızı da beğendiyseniz lütfen paylaşmayı ihmal etmeyin, yorum ve görüşlerinizi aşağıdaki sempatik kutucuklar yoluyla bizimle paylaşın. Görüşmek üzere.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.