Pazarlama, Silikon Vadisi’nde genellikle kötü bir şey gibi algılanır. Çoğuna göre, şişirilmiş bütçelerden ve ürününüzün bir işe yaramadığını örtbas etmek için kullandığınız psikolojik alavere dalavereden ibarettir. Bize söylenen şu değil midir:

Biz iyi tasarımı, temiz yazılmış kodu ve parlak fikirleri övüyoruz. Ancak pazarlama ise en iyi durumda bile avantajları ölçülemeyen, ne getireceğini kestirmediğimiz hayal meyal bir uygulama olarak ikinci plana atıyoruz. Ama yadsınamayacak bir gerçek var:

Çünkü bir ürünün kendi kendisini satması için, ürünün kendi içerisinde pazarlamasını yapmanız gerekir.

Bunu nasıl gerçekleştireceğiniz ise çok daha karmaşık bir konu. Fakat zihnimizde biraz daha netleşmesi için dikkat edilmesi gereken 3 noktayı şu şekilde sıralayabiliriz.

Satmaya Başlamak için “Artık Hazır” Demenize Gerek Yok!

Tek bir satır kod bile yazmadan ürününüzün ne kadar iyi olduğu hakkında bol miktarda veri toplayabilirsiniz. Henüz oluşturmaya başlamadan önce ürününüzden bahsetmeye başlayın. Her önünüze gelen kişiye, sizi dinlemek isteyen herkese anlatın. Arkadaşlarınız, aileniz, haberci, patron, işçi veya bu dünyadan olmayanlara bile anlatın (girişim dünyası yani, rahmetlileri rahatsız etmeyin).

Çünkü siz aklınıza olanı anlattıkça insanlardan geri bildirim alırsınız. Bu cevaplardan yola çıkarak da ürününüze giden yolu şekillendirirsiniz. Ancak bu sadece düşüncelerini sözcüklere dökmekle olmak zorunda da değil. Anlattığınızda nasıl bir tepki veriyorlar? İlk andan itibaren gözlerini açıp can kulağıyla mı dinliyorlar? Yoksa sadece gülümsüyorlar mı? Ya da şöyle bir durum da olabilir. O kadar beğendiler ki direkt nasıl yardımcı olabileceklerini, yatırım yapabilecek mi onu soruyorlar?

Tabi ki hepsi de olumlu olmayacak. Boş boş bakabilirler. Anlam veremediklerini söyleyebilirler. Ya da sunacağınız ürünün ne gibi bir değer katacağını kestiremeyebilirler?

Ama genel olarak alacağınız cevaplar ikisinin arasında, orta şekerli şeyler olacaktır. Siz daha çok olumlu bakan, bir şeyler katmaya çalışan ve fikrinizin ilgisini çektiği kişilere kulak verin. Onların dediklerine göre değerlendirmelerinizi yapın.

Buna şöyle bir örnek verebiliriz. LaDiDa uygulaması ilk çıktığında sadece Prerna Gupta ve arkadaşları “ters karaoke” özelliğini yerleştirmişlerdi. Buna göre siz şarkıyı söylüyordunuz ve uygulama uygun bir müzik ile birleştirip size geri sunuyordu.

Belirli bir grup insan bu fikri gerçekten beğendi. Bunun üzerine şu günlerde meşhur olan dublaj sistemine de geçebilirlerdi ancak geçmediler.

Çünkü durum şuydu: insanlar sevmişti ama hoplayıp zıplayarak şarkı söylemiyor ve kullanmak için can atmıyorlardı. Ürünü piyasaya sürdükten sonra elde ettikleri bu izlenim ile can alıcı hamlelerden birisi geldi. Çoğu insana ters karaoke sıra dışı bir fikir gibi göründü ancak insanlar kötü şarkı söylediklerini duymak istemiyordu, utanıyordu.

O zaman yapılması gereken “sesi kötü olanların iyi şarkı söylemesini sağlayan bir teknoloji” eklemekti. Bunu da ekipten, gerçekten kötü şarkı söyleyen birisi ile tanıttılar. İnsanlar hem samimiyeti gördü hem de özgüven kazandı.

Ve sonuç ortada… İndirmeler tam anlamıyla patlama yaşadı ve o yıl içerisinde 1 milyonu buldu. Kendi kendini sattı.

Ana fikrinizi sürekli geliştirmeye devam edin. İnsanlar onu nasıl, ne zaman ve ne kadar kabul edeceklerini tepkileri ile göstereceklerdir. Doğru an geldiğinde ise size düşen tadını çıkarmak olur.

Kullanıcının 10 saniye içinde oltaya takılması gerekir!

İnsanların uygulamanızı indirmesini sağlamanız yolun ancak yarısı demektir. Bir sonraki adımınız ise onu sizin için satmalarını sağlamanızdır.

Ağızdan ağıza pazarlamanın önemini ve gücünü anlatmak için onlarca örnek sıralayabiliriz. Ki bu durumda Prerna Gupta ve ekip arkadaşlarının uygulamasında da böyle olmuş anlattığına göre. Ürünün kendi kendini satması için ağızdan ağıza pazarlama “zorunlu” denebilecek bir şey. Peki siz olsanız bunu nasıl sağlardınız?

Kullanıcıları 10 saniye içinde bağlamanız gerekir. Kullanıcıların çok büyük bir kısmı uygulamanıza daha fazla bir süre tanımayacaktır. Hemen kararlarını verirler. Eğer ilk 10 saniye içerisinde oltanıza takılırlarsa, işte o zaman pazarlama ekibine birisini daha eklediniz demektir. Bunun için, onları güldürmeniz, şaşırtmanız, son derece faydalı olmanız veya daha basit söylemek gerekirse bağımlı hale getirecek bir şeyler sunmanız yeterli olur.

Bu 10 saniye uygulamasını Songify ile hayata geçirdiler. İlk 10 saniyenin her birine çok yoğun emek verdiler. Öyle ki 2 yaşından 92 yaşına kadar herkese hitap etmek istiyorlardı. Bu doğrultuda kahkahanın nedenini evrensel boyutta araştırdılar. Ve buldukları sonuçlar çarpıcıydı. Çünkü Songify uygulamayı sundukları hafta App Store’da en çok indirilen 1. uygulama oldu ve ilk ay içerisinde 4 milyondan daha fazla yükleme gerçekleşti.

Uygulama gerçekten büyüdü çünkü insanlar ilk 10 saniyelik deneyimlerine hayran kaldılar ve yaşadıklarını, hissettiklerini arkadaşlarıyla paylaştılar.

Bir Konuda En İyisi Olsun!

En iyi olan ürünler bir şeyi gerçekten ama gerçekten iyi yapar. Ürününüzü oluştururken daha fazla özellik koyayım, daha zengin olsun, her şeyi yapabilsin yanılgısına kapılmayın.

Diğerlerinden daha iyi olduğunuz şeyi belirleyin ve bu konuda elinizden geleni ve hatta daha fazlasını yapın.

Net olarak bir şeye odaklanmak ürünün satışını kolaylaştıracaktır. Çünkü ürününüzün ne yaptığını, neden harika bir ürün olduğunu basitçe açıklayabilirsiniz. Pazarlama malzemelerinizin içine net bir şekilde yerleştirebilirsiniz. Bu da uygulama sayfalarınızın daha merak uyandıran hale gelecek, PR çalışmalarınız ilgi çekecek ve ağızdan ağıza pazarlamanız çok daha güçlü olacaktır.

Başarılı ürünlere bakarsak, hepsi kendi alanı diyebileceğimiz, tek bir konuda bir numara olmuşlardır. Ve sürekli olarak bu başarılı oldukları alana odaklanmaları zaman içerisinde güçlü bir organik büyüme de sağlar.

Ürünlerinizi hazırlarken bu tavsiyeleri aklınızda bulundurmakta fayda var. Bu sayede pazarlama için harcadığınız her bir kuruşun karşılığını katlayarak alabilirsiniz.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.