Yorucu bir iş gününün ardından ayaklarınızı kanepeye uzatıp veya bir bar sandalyesinde içkinizi yudumlayıp, kendinizi tebrik etmemek haksızlık olur. Sonuçta emeği siz verdiniz, mesaiyi siz harcadınız, yapılması gereken bir dünya işi hallettiniz. Akabinde de bir sırtınızın sıvazlanmasını istersiniz değil mi?


Kusura bakmayın, hayallerinizi böldük ama sorumuzun cevabı “Hayır”. Biz kronik olarak çaba duygusunu gerçek sonuçlarla karıştırırız. Yaratıcı bir alanda çalışan herkes, kayda değer işler yerine çoğunlukla zaman ve enerjisini boşa israf eder.

Psikologların uzun yıllardır farkında oldukları “emek illüzyonu”denen şey: olay başkalarının işini değerlendirmeye gelince, sadece ne kadar hızlı ve iyi yapıldığına bakarız denilir fakat aslında görmek istediğimiz bizim için işçilerin kendilerini ne kadar çok yıprattıklarıdır.


Yaptığı her işi o kadar kısa zamanda ve kolayca yapıyordu ki, insanlar kendilerini aldatılmış hissediyorlardı.


2011 yılında, Harvard Business School’dan Ryan Buell ve Michael Norton‘un yaptıkları bir araştırmaya göre, uçak bileti satan bir internet sitesinde, müşterilerin site, havayolu firmaları arasında arama yaparken daha fazla beklemeyi ve bu arama sürecini izlemeyi tercih ettikleri sonucu çıkmıştır.

Aslında insan doğasının kendisini aldatmasıdır bu uzun süren, yoran iş değerlidir mantığı. Tüm gün boyunca kendinizi maillerin içerisine gömüp 10 saatinizi harcayabilir, veya daha düzenli 4 saat çalışıp, günün geri kalanında kendiniz için kaliteli zaman ayırabilirsiniz. Eğer kendi iş veriminizi ne kadar yorulduğunuzla ölçümlüyorsanız, bir daha düşünün deriz. Kaliteli iş her zaman en çok emek ve zaman harcanan iş demek değil, aksine üzerinde en çok düşünülen ve hayata en optimum şekilde geçirilen iştir.


Eğer kendi iş veriminizi ne kadar yorulduğunuzla ölçümlüyorsanız, bir daha düşünün.


Kültürümüz bize, daha çocukluktan başlayarak hep “bir iş yapılacaksa en sıkı şekilde çalışılarak yapılmalı” vurgusunu yaptığından dolayı, bu “çaba tuzağından” kurtulmak pek mümkün değildir. Verimliliğe en iyi ve modern yaklaşan uzmanlardan biri olan David Allen’ın “Getting Things Done” adlı kitabında dahi, bize, işleri bitir mesajı verilir. İşleri bitirmeye o kadar odaklanmışızdır ki, bu işlerin doğru olup olmadığını bile sorgulayacak fırsatı bulamayız.

Birçok işyerinde, kurnazca, en sıkı çalışan terfiyi alır mesajı verilmektedir. İyi bir patron, işinin tamamını düzgün bir şekilde yapıp hala işten 3’de çıkabilen bir işçiye karşı çıkmaz. Tam aksine erken çıkan işçi mutlu işçidir ve patronun kafasını devamlı, “ben çok çalışıyorum, çok yoruluyorum, zam istiyorum” diye ütülemez. Sonuç odaklı bir patron niye illa çok sıkı çalışan bir eleman istesin ki?


Zam ve terfi söz konusu olduğunda, tek savunmanız ne kadar sıkı çalıştığınız olmamalı.


“Çaba Tuzağı”nın kökleri çok eskilere, bilgilsayarların, iş aletlerinin olmadığı dönemlere dayanıyor. Her şey işgücü ile yapılması gerektiği dönemlerde en fazla efor sarfeden en çok iş halleden kişi oluyordu. Her ne kadar zaman geçmiş, teknoloji çok ilerlemiş olsada, çoğu işveren hala sıkı çalışan eleman yanlısı.

Bizim verebileceğimiz en iyi öneri, en önemli görevleri günün başında yapmanız ve angarya işlere dalsanız bile günün en verimli zamanında önemli işlerinizi bitirmiş olmanızdır. Ve eğer işyeriniz izin veriyorsa günlük çalışma saatlerinizi kısıtlayın. Kendinize zaman ayırın ve iş yoğunluğundan uzaklaşın. Bu her zaman işten kopma anlamına gelmez. Bu sürede başka bir göreve odaklanabilir, ya da bir sonraki göreviniz için stratejik fikirler üretebilirsiniz.

Her şeyden önemlisi, tüm gününüzü kendinizi yıpratarak geçirmek veya tüm saatlerinizi işle doldurmak, verimli bir gün geçirdiğiniz anlamına gelmez. Yada daha neşeli söyleyecek olursak: Yaratıcılığın doyumuna ulaşmak sandığınızdan çok daha az efor gerektirir.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Sonuç yerine gösterdiğiniz çabayı ödüllendiren bir işiniz oldu mu?

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.