Son yıllarda, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de girişimcilik rüzgarı esiyor. İnternet sayesinde her gün, sıfırdan milyarder olanların hikayeleri ve “bir fikir buldu zengin oldu” haberlerine ulaşabiliyoruz. Bu anlamda “girişimciyim” demek belki de hiç olmadığı kadar havalı hale geldi. Kariyerinde zorluklar yaşayan, daha iyisini hakettiğini düşünen ve herhangi bir nedenle kendi işini yapmak isteyenler için çanak vaziyeti gören bu kitlesel histeri, aslında girişimcilik dünyasında yaşananları biraz gölgede bırakıyor diyebiliriz. Nedeni de, girişimciliğin her zaman olduğu gibi, “sıfırdan birşey yaratmanın” sancılarına bugün de sahip olduğu gerçeği.

Seksenlerde aklınız eriyorduysa, ya da televizyonda en azından bir kere Seksenler dizisine denk gelip izlediyseniz, “SSK’lı iş” kavramına çok da yabancı değilsiniz demektir. O zamanlarda toplum tarafından kabul gören, sadece herhangi bir yerde sigortalı çalışmaktı. Fakat bugün, insanların daha fazla istediği, daha fazla yapmasına olanak olduğunu düşündüğü bir zaman. Ne var ki; olanaklar artmış olmasına rağmen, “yıldız girişimci” olmak pek o kadar kolay değil.

Bu yazıda, yüceltilen ve medya tarafından pompalanan girişimcilik imajının “çirkin taraflarını” açığa çıkarmaya çalışacağız. Amacımız kimseyi caydırmak ya da gözünü korkutmak olmasa da, herkesin astronot, pilot veya doktor – ya da girişimci – olamayacağını da iyice anlamak gerekiyor. 

Bakalım sıfırdan kahraman olmak isteyenleri ve kendi geleceğini inşa etmek isteyen girişimcileri, kimsenin söylemediği neler bekliyor.

1) Gerçekten derin bir yalnızlık hissi sizi bekliyor. Her birimiz, bugüne kadar bir grubun parçası olmaya alışmış bireyleriz. (aramızda himalayalarda yaşayan yoksa!) Çalıştığımız yerlerde iş arkadaşlarımız, üniversitede sınıf arkadaşlarımız, hatta dışarı çıktığımızda mahalle arkadaşlarımız oldu hep. Bir topluluğa ait olmak fikri, bugüne kadar bize belki de farkında olmadan güç verdi.

Fakat kendi işinizi kurmaya çalıştığınızda, tam anlamıyla kendinizle baş başa kalırsınız. Elbette, yanınızda bir ya da iki ortağınız olabilir, ama hepsi bu. Şanslıysanız, ortağınızla maddi menfaat dışında da amaç ve hedeflerinizi paylaşırsınız, ama bu da her zaman geçerli olmayabilir. Bunun anlamı, hayatınızda bugüne kadar yaptığınız tüm işlerde sırtınızı dayadığınız, içten içe, “hiçbirşey olmasa onlar var” dediğiniz insanlarınız yanınızda değildir. “Yo, arkadaşlarım ve satranç kulübüm her zaman arkamda.” diyebilirsiniz, ama projeniz tıkanma noktasına geldiğinde, onlardan sizi kurtarmasını bekleyemezsiniz, ya da ertesi güne yetişmesi gereken bir işiniz için, gecenin bir vakti arkadaşınızı uyandırıp, hiç ilgisi olmayan bir konuda yardım isteyemezsiniz. Birçok girişimcinin, inkar ettiği ya da itiraf etmekten çekindiği bir gerçektir, yalnızlık hissi. Belki de “başarılı girişimci” profiline yakıştıramadığımızdan, bu konuda konuşmayı pek sevmeyiz. Ama “girişimcinin yalnızlığı” bir gerçektir.

2) Girişim, farklı bir yaşam tarzı ve kendinize ait iş anlamına gelse de, her zaman zenginliği getirmeyebilir.

Girişimci insanların ortak özelliklerinden biridir hayalperestlik. Sonu gelmez iyimserliklerinin bir sonucu da, nihayetinde çok zengin olacaklarına inanmalarıdır. Öyle ya, kendi işini yapıyorsan mutlaka spor araba binecek ve bir villada oturacaksın? Halbuki gerçek bundan biraz daha farklıdır. Örneğin girişimci ruhlu bir yazılımcı kendi projesinde çalışırken – Mark Zuckerberg’i tenzih ederim – kurumsal bir firmada çalıştığında alacağı ücretten çok daha azını alabilir. Başka bir örnek, kendi e-ticaret şirketini kuran biri, Markafoni’nin satış müdüründen çok daha az kazanç elde edebilir. Tüm bunlar girişimciliğe dair yanlış anlaşılan şeylerden sadece biridir.

3) İş kurmak ve herşeyin yerli yerine oturması, genelde yıllarınızı mâl olur.

Henüz öğrenciyken 2 firma kurup batırmış ve bu sıralar bir yenisi yapılandırmaya çalışan biri olarak söylüyorum; iş yapan bir firma kurmak, uzun zaman alır. Hem de iş yapacağınızın garantisi yoktur! İlk girişimime – aynı zamanda derslere katılım göstererek- 9 ayımı yatırdım. Geceli gündüzlü, tüm enerjimi harcadığım bu 9 ayın sonunda başarısız oldum ve bir başkasının fikrimi hayata geçirmesini izledim. İkincide daha tecrübeli olduğum ve enerjimi daha iyi kullanmayı bildiğim halde, geçirdiğimiz ilk kârlı ay, firmanın senesi dolduğunda gerçekleşti. Ama ne var ki; üçüncüde neler olacağını görmek için sabırsızlanıyorum! Bu anlamda, sonucun iyi ya da kötü olmasına aldırmadan, denemek istiyor olmanız çok önemli. Facebook’un bile kârlı hale gelmesi 5 yılını aldı. Bugün hepimizin en azından adını bildiği Sahibinden.com senelerce nasıl para kazanacağını düşünüp durdu. Sonuç olarak, bir girişimde bulunup, banka hesaplarınızın ertesi gün ya da 3 ay sonra dolup taşacağını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Birçok girişimci için, gerçek bir firma kurmak yılların emeği ve zamanına mâl olur.

4) İnsanları yönetmek zorunda olacaksınız.

Bir iş yürütürken, sadece birlikte çalıştığınız insanları değil, tedarikçiyi ve müşterileri de idare edersiniz. Her zaman zor kararları vermek zorunda olan ve bu kararlarla yalnız baş etmek durumunda olankötü adam” siz olursunuz. Sonuçlanmayan bir sürece işaret ettiğinizde “aceleci” , yapılması gerekenlerin zamanında yapılmadığını görüp eleştirdiğinizde “despot” ve “aksi” olmakla suçlanabilirsiniz. Gerçekçi olmak zorundasınızdır, çünkü bunu sizin yerinize başkası yapmaz. Yürütmek zorunda olduğunuz işte, işler kötü bile gitse bunu ilk söyleyen siz olursunuz, ve insanların tepkilerini kaldırmak zorunda kalırsınız. İnsanları idare etmek kolay değildir ve herkeste doğuştan olmayan bir yetenektir. Yine de başarılı bir lider ve girişimci olmak için, olmazsa olmaz bir özelliktir.

Tüm bunlara rağmen, eğer yaptığınız işi seviyorsanız ve daha da önemlisi ne yaptığınızı biliyorsanız, girişimci olmak harika birşeydir. Ellerinizle bebek gibi büyüttüğünüz projeniz en ufak bir başarıya dahi ulaşsa, kendinizi dokunduğu herşeyi altına çeviren Kral Midas gibi hissedersiniz. Yine de madalyonun diğer tarafını görmek zorunda olan kişisinizdir, ve diğer tarafta hiç de sandığınız gibi bir başarı hikayesi olmayabilir.

 

3 Kişi Yorumlamış

  1. Muhamed Ergün

    “Başka bir örnek, kendi e-ticaret şirketini kuran biri, Markafoni’nin satış müdüründen çok daha az kazanç elde edebilir.” elbette öyledir ama bizim amacımız satış müdürüne istihdam sağlamak değil mi zaten. Bu anlamda bizim girişimimizinde iyi bir kazancı olan satış müdürü olabilir. :)

    Cevapla
    • Gökçen Orhan
      Gökçen Orhan

      Muhamed, değerlendirmen için teşekkür ederim.

      Evet, söylediklerine tamamen katılıyorum. İstihdam yaratmak da bir hedef ama orada aslında farklı bir şeyden bahsetmek istedim. Bunu söylerken de aklımda bir arkadaşım vardı aslında bakarsan. Microsoft Türkiye’de çalışırken oradaki binlerce “personel”den sadece biriydi. Şimdi kendi Startup’ında “CEO”, fakat ekonomik durumu “en azından şimdilik” MS’teki ile kıyaslanamaz bile.

      Yani girişimcilerin anlaması gereken şey, bir şirket sahibi olmanın hayatlarında öyle çok da bir şey değiştirmeyeceği. Title CEO oldu diye, birden bire gökten para yağmayacağı gerçeği. Önemli olan o şirketin ölçeklenebilir, sürdülebilir bir iş modeli ve gelir kanallarına sahip olmasıdır özet olarak.

      Cevapla
      • Muhammed Ergün

        Rica ederim.

        Söylediğiniz gibi şirketin, sürdürülebilir bir iş modeline ve gerçek gelir kanallarına sahip olması zaten parayı getirecektir.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.