Transparanlık, samimiyet ve gerçekleri söylemek girişim ve pazarlama dünyasının yeni trendleri. Daha önce lazer odalı ve retina taramalı kasaların içine saklandığını sandığımız “çok gizli” bilgiler son zamanlarda birçok şirket tarafından paylaşılır hale geldi. Hatta %100 gerçek olmak, internet ve teknoloji aleminde başarının  anahtarı haline geldi diyebiliriz. Bu gerçeği açığa çıkarmak da genelde, yeni bir fikri veya mevcut olan projenin, websitesi veya mobil uygulama trafik kaynaklarını paylaşmak, çalışan ücretlerini ve proje yönetim süreçlerini anlatmak anlamına geliyor.

Bilginin, günlük kullanıma bu denli açık olması, harika birşey tabi ki. Çünkü bu sayede, girişimciler bir komunite oluşturup kendi içinde yardımlaşabiliyor, ve nihayetinde daha başarılı şirketler ortaya çıkartabiliyor.

Tüm bunlara rağmen, hala bu tarz bir paylaşımın onları aşağı çekeceğine ya da engel olacağına inanan liderler, kurucular mevcut. İtiraf etmek gerekirse, ben de kendi adıma, son birkaç yıla kadar hep böyle düşünüyordum, ve “yerin kulağı vardır” endişesiyle en yakın arkadaşlarıma bile projelerimden bahsetmezdim. Sonuçta ben hayata geçirene kadar projemi başka birisi sahiplenebilirdi. Fakat bu endişelerimin boşa olduğunu, ancak profesyonel tecrübelerim yeterli düzeye geldiğinde idrak ettim. Sanırım benim için bu durumu en iyi açıklayan şey de, Emrah Yalaz‘ın bir Etohum toplantısında bu konuda yaptığı yorumdu. Bire bir alıntı yapamayabilirim ama şöyle birşeydi sanırım:

“Fikirlerinin çalınmasından korkan ve bu yüzden hiç test yapmadan proje hayata geçiren girişimciler var. Bu yersiz bir korku. Şimdi hiçbir proje üzerinde çalışmadığınızı ve bir fikriniz olmadığını düşünün. Bir başkası fikrini saklamadı ve size anlattı. Fikri çalar mıydınız? Cevap muhtemelen hayır. Çünkü o fikri alıp hayata geçirmek için, öncelikle fikri veren kişiden daha az zeki olduğunuzu kabul etmeniz (!) – ki bence girişimci karaktere sahip bir insan için çok uzak ihtimal – , iyi bir ekip bulmanız, tonlarca zaman ve para harcamanız gerekir. Şimdi tekrar düşünün, bunu kendi fikriniz için mi başkasınınki için mi yapardınız?”

Tam o anda şunu anladım : başından beri feci şekilde yanılmıştım.

Sırlarınızı ya da “müthiş fikrinizi” paylaşmak zor olabilir, ama kazanacaklarınızla (marka/fikrinizin tanınırlığının artması ve alacağınız feedbackler) karşılaştırıldığında, bu göze alınması gereken bir risktir.

Tam da bu yüzden, girişim fikirlerimizi kapalı kapılar ardında bırakma nedenlerimizin şehir efsanelerine dayandığını söyleyebiliriz ve daha verimli bir proje yönetimi için, bu efsaneleri yıkmaya çalışacağız.

Efsane #1: İnsanlar fikrinizi çalar.

Aklınıza yeni ve iyi bir fikir geldiğinde, istediğiniz son şey, başkasının sizden önce onu gerçekleştirmesidir ve bu fikri sır olarak saklamak en iyi seçenektir, değil mi?

Eh, belki de değildir. Çünkü muhtemelen şu dakika ve tam da sizin aklınıza geldiği şekilde fikriniz üzerinde çalışan bir çok farklı insan/ekip vardır. Geçtiğimiz bir sene içerisinde ne kadar çok “sosyal haber paylaşım” girişimi yapıldığını bir düşünün – Onedio, Justmatic, Paper, Banjo, ve diğer hepsi bir anda ortaya çıktılar. Tesadüf mü? Sanmıyorum.

Fikrinizi gizli tutabilirsiniz, fakat gerçekten “o kadar iyiyse” başka birinin onun üzerinde zaten çalışıyor olması çok yüksek bir ihtimaldir.

Şu anda girişim dünyasının yıldızları olan milyon dolarlık şirketlerin hiçbiri, akşamdan sabaha bu noktaya gelmedi. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. 3-4 sene öncesine kadar, yemeksepeti, gittigidiyor gibi büyük projelerin, “2-3 üniversiteli öğrencinin aklına bir fikir geldi” ve “bir site açtılar zengin oldular” şeklinde değerlendirildiğini de çok iyi biliyoruz.

İşin gerçeği, tek başına fikrin yeterli olmadığıdır. Ama eğer bu fikirleri başkalarına anlatırsanız, iş körlüğünden dolayı yakalayamadığınız tüm kusurlarınızı ve eğer projeye başlayacaksanız, daha iyi nasıl başlayacağınızı anladığınız feedbackler alma şansınız var.

Efsane #2: Önemli olan tek şey fikirdir.

Birçok girişimci sadece kendi aklına gelen o “muazzam fikrin” , projelerini diğerlerinden ayırdığını düşünür. Fakat projenizi eşsiz yapan SİZ’siniz.

Örnek vermek gerekirse, sosyal ağ devi Facebook’tan bahsedebiliriz. Proje Harvard Üniversitesi’nde başladı ve zamanla diğer üniversitelere ve kampüslere sıçrayarak büyüdü. İlk birkaç yılında kullanıcılar kayıt olmak için “.edu” uzantılı email adresine sahip olmalıydı. Rakipler geçen 10 yıla yakın sürede Facebook’la rekabet etmek ve devirmek için birçok fırsat vardı. Peki neden Google veya Apple gibi bir şirket normal email adresiyle kayıt olunabilecek bir sosyal ağ yaratmadılar? Neden Facebook’un karşısına sağdan soldan rakip çıkmadı?

Uygulama fark yaratır.

Facebook’u diğerlerinden ayıran patentlenebilecek sıradışı bir buluş yapmış olmaları veya harika bir fikrinin olması değildi. Onu öne çıkaran şey, yaratıcılarının ürünü nasıl inşa ettiği ve büyüttüğü ile ilgiliydi. Küçükten başlayarak büyütmeleri ve genişlemeden önce küçük bir kullanıcı tabanı ile çekiş yaratmaları, adım adım zirveye götürdü Facebook’u.

Diğerlerine fikirlerinizin ne kadarını anlattığınızın bir önemi yok, fikri başarılı bir ürün veya hizmete dönüştürmek konusunda yine herşey size bakıyor. Bu anlamda bir fikrin nasıl uygulandığı, onun ne kadar orijinal olduğundan daha önemlidir.

Efsane #3: Önce gelen alır.

ilk-gelen-avantaj

Sırf 1990 yılında futbol oynamaya başlamış olmanız, bir sene sonra doğmuş olan Fenerbahçe’li Salih’ten daha iyi oynayacaksınız diye bir kaide yok :)

Şayet ürün veya servisiniz için bir pazar varsa, ilk gelen olmanın tek avantajı, o pazarda erkenden işe başlamak ve müşteri sadakati kazanmak için daha fazla süreye sahip olmaktır. Ama gelecekte diğer birçok pazar gibi, sizinki de birden fazla işletmeye kaynak yaratabilir.

Yepyeni bir fikirle, yepyeni bir pazar dahi yaratıyor olsanız, bir gün rekabetle karşılaşacaksınız. Bu noktada, fikrinizin orijinal olmasından daha fazlasına ihtiyaç duyacaksınız. Buna ek olarak, eğer yeterince büyükseniz, rakiplerinizin hamlelerinizi ve stratejinizi net olarak görebileceği bir konumda olacaksınız. Bu durumda da, muhtemelen sizin ilk olarak yaptığınız hataları, onlar yapmayacaklar.

Samsung ile Apple örneğinde bunu net olarak görüyoruz. Apple ilk iPhone’u tanıttığında, Samsung sanırım ilk buzdolabının veya dandik telefonların üzerinde çalışıyordu. Ve evet, Apple dünyayı akıllı telefon anlamında ilk değiştiren şirket oldu. Fakat şu anki pazar paylarına bakarsanız, ilk olmanın Apple’a artık pek bir şey vermediğini görebilirsiniz. Boynuz’un kulağı geçtiğini, atalarımız da seneler öncesinden söylemiş zaten!

Fikirlerinizi sır gibi saklamaya son verin.

Tüm fikirlerinizi kapalı kapılar ardında tutuyorsanız, yukarıda bahsettiklerimizden sonra belki de artık paylaşmanın zamanı gelmiştir. Açık ve paylaşımcı olmak, güvenilir ve uygulamanın selametine önem veren bir girişimci olduğunuzu gösterir. İnsanların söyleyeceklerine ihtiyacınız var. Gidin ve çene çalmaya başlayın derim :)

sina-afra

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.