2014 sosyal medyanın bazıları iyi, bazılarıysa pazarlamacılar açısından kötü yeni dönüşümler yaptığı bir yıl oldu. Sosyal medya tabir ettiğimiz, dev iletişim platformlarının olgunluk dönemlerine girmesi, üstlerindeki yatırımcı baskısının artması sonucu yeni gelir modelleri arayışına girmeleri sonucu gerçekleşen bu deneyimlerin yanında, mobilin deyim yerindeyse “uçtuğu” bir yıl da oldu. TV’deki popüler kanalların ve dizilerin hashtagler paylaştığı, telefonumuz yanımızda olmadan televizyon bile izleyemez olduğumuz (evet hep jazz hep belgesel değil) bu yılın sonlarına yaklaşırken, Twitter’ın mobil üzerinden alışveriş yapılmasını mümkün kılan fonksiyonun testlerine başlaması 2015 sosyal medyasının nasıl olacağına dair, adeta ikincisi gelecek bir filmin final sahnesi gibi oldu.

Sahnenin bundan sonra nasıl devam edeceğine bir göz atmanın da zamanı geldi. 2015’te sosyal medya ana sahnesinde hangi trendler kendini gösterecek ve pazarlama çalışmalarını yönlendirecek, hep birlikte bakalım;

1. Mobil öncelik olacak

Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. Tüm teknoloji konferanslarında, toplantılarında, mecralarında “bas bas bağırılan” bir gerçek, mobilin yükselişi. Size söylemiştik demek istemiyorum ama, biz de Kafatech ailesi olarak çok önce bundan bahsetmiştik;

Mobilin Yılı 2014 : Küçük Şirketler Neden %100 Mobil Odaklı Olmalı?

Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi, 2015 de mobilin yılı olacak demek kesinlikle yerinde olacaktır. Hatta daha gerçekçi bile olabilir.

Sadece 2014’te Facebook mobil kullanıcı sayısı %15 oranında büyürken, güncel rakamlar “sadece-mobil” kullanıcıların %34 oranında büyüdüğünü gösteriyor. eMarketer’e göreyse önümüzdeki 3 yıl içinde cep telefonu ile bağlanma oranı küresel ölçekte yüzde 61,1’den yüzde 69,4’e yükselecek. Bu, mobilin artık ikincil bir kanal olmaktan çıkıp, ilk tercih haline geleceği anlamına geliyor. Nihayetinde kullanıcı neredeyse, işletmeler de orda olmak zorunda.

“Mobil-farkındalığın” bundan böyle “mobil-önceliği”ne dönüşeceğini söyleyebiliriz, dolayısıyla işletmelerin ve pazarlamacıların sosyal olarak mobil kullanıcının ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünmesinde fayda var. Büyük platformlar bunu zaten bir süredir yapmakta, örnek olarak da Facebook’un ayrı bir messenger uygulaması geliştirmesi ve WhatsApp ve Instagram gibi nispeten daha küçük mobil uygulamaları satın almasını gösterebiliriz.

Twitter’ın geçtiğimiz yıl reklam değişim platformu MoPub’ı satın alması ve Google Adwords’un mobil odaklı reklam gösterimlerine odaklanması ise buna dair diğer örnekler olabilir.

facebookun_sahip_oldugu_gunluk_mobil_aktif_kullanici_sayisi

2. Artık para vermeyene kullanıcı yok

Güncel bir Forrester raporuna göre Facebook marka gönderilerinde organik erişim %0.073 seviyesine kadar düştü. Facebook zaten bir süredir “gönderiyi öne çıkar” sevimliliği altında ücretli gönderileri ön plana çıkarıyor, bunun nedeni de platformun gelir üretimini artırmak ve tabi ki işletmelere kitlelerine ulaşmak için daha fazla olanak sağlamak. Twitter’ın sponsorlu tweetleri ise, büyük markaların katılımı ile daha yaygın hale geldi.

New York merkezli pazarlama haber platformu ve danışmanlık hizmeti sunan Clikz‘in sahibi Roger Katz, markaların “sosyal medyanın bedava bir pazar olduğu düşüncesinden kurtulmalı” sözleriyle, 2015’te daha çok markanın sosyal medyayı bütçe gerektiren standart bir kanal olarak değerlendirmesi ve izleyicilerini segmente etmeye başlaması gerektiğine dair ipucu veriyor.

Dolayısıyla, markaların bütçelerini akıllıca kullanıp, kendilerine uygun olan ve odaklanacakları sosyal medya mecralarını seçip, maliyet israfından kaçınmaları gerekiyor. Bu anlamda 2015’in umut vaat eden demografiklere göre hareket etmemiz ve pasif kullanıcılardan çok, interaksiyon alabileceğimiz gerçek müşterilerimize ulaşmanın yollarını düşünmemiz gereken bir yıl olacağını söyleyebiliriz.

3. Sosyal Alışveriş

Sosyal alışveriş fikri pek de sürpriz sayılmaz aslında, ama Twitter 2014 başlarında fikri ortaya atana kadar, pazarlamacılar bunu gerçekçi bir olasılık olarak değerlendirmedi. Şimdi ise Eylül ayında testlerine başlanan gerçek bir fonksiyondan bahsediyoruz, ve diğer bir önemli nokta, en azından başlangıç için sadece mobil entegrasyon üzerinde çalışıldığı. Twitter bu aralar belirli tweetler üzerindeki, küçük bir kullanıcı kitlesine görünür olan “Satın al” butonlarıyla ve kendi seçtiği Rihanna, Eminem gibi sanatçı markalarıyla servisini test etmekle meşgul.

 

twitter-alışveriş

Bunu gören Facebook tabi ki kayıtsız kalmayarak, kendi “Satın al” butonunu test etmeye başladı, hatta mikroblogging servisi Tumblr bile geçtiğimiz günlerde aynı özelliği gelecekte deneyebileceklerini açıkladı. 

Artık geriye tüm bunların etkilerini izleyip hareket etmek kalmış gibi görünüyor. Etkileşim oranları tatmin edici boyutta olur, ve kullanıcı sayısında düşüş görülmezse, muhtemelen 2015’te tüm sosyal medya mecralarında, tüm uygulamalarda, bu yeni özelliği ve onu pazarlama aracı olarak kullanan markaları göreceğiz. Ve iyi de olacağını söyleyebiliriz çünkü bahsettiğimiz sosyal “satın alma” butonları potansiyel olarak markaların satışlarını arttırmalarına ve spesifik sosyal medya aktiviteleri üzerinden somut gelir kanalları yaratmalarına ve müşterilerini yepyeni bir yöntemle markanın “içine katmalarına” olanak sağlayacak.

4. Vlogging

Vlogging, aslında bildiğimiz blogging yani bloglamadan başka bir şey değil. Fakat bunları özel kılan ve 2015’teki görsel momentuma dahil eden şey, üretilen içeriğin ağırlıkla ya da sadece videolardan oluşması.

Kolay ve Çabuk Tüketilebilir İçerik

Vlogging, çabuk ve kolay tüketilebilen bir içerik olması, sosyal medya platformlarının otomatik video oynatma modülleriyle birleştiğinde, videoların karşı konulmaz cazibesini, tüketiciyi yakalama noktasında kullanmak için biçilmiş kaftan diyebilirim. Bu da vlogging’i hem küçük hem de büyük markalar için ortak pazarlama kanalları haline getiriyor. Çünkü bir ürünü satın almadan önce tüketici artık kendi gibi birinden tavsiye ya da yorum almak istiyor, video da bunun için belki de en samimi araç. İşte bu cilalanmamış, insan merkezli ve tüketici tarafından üretilen içeriklerle, her geçen gün daha fazla şirket, insanların, karşılarında süslü püslü mesajlar ve insanlar değil, kendi gibi birilerini görmek istediğini anlıyor.

Youtube, aylık bir milyarın üzerinde tekil ziyaretçisi olan bir platform ve Socialnomics’ten Laura Harrison’a göre, dünyanın en büyük ikinci arama motoru. 18-54 yaş gibi geniş bir aralıkta kullanıcı barındıran platformda, videolar “linkler ve blog yazılarının birleşiminin 12 katından fazla” paylaşılıyor. Dolayısıyla, yeni çağın pratik iletişim aracı vloglar olabilir.

Peki markalar bunu nasıl kullanacak?

Marka kendi vlogging kanalını oluşturabilir veya youtube’da vb. platformlarda halihazırda kitlesi olan Sebibebi gibi başarılı vloggerlarla anlaşıp, sponsorluk anlaşması yapabilir. Geçtiğimiz aylarda ListeList tarafından satın alınan biKafalar da bu potansiyele dair iyi bir örnek. Bu, özellikle Türkiye’de henüz olgunlaşmamış fakat gelecekte çok sık karşılaşacağımız bir model olacak. Böyle direkt bir iletişimden faydalanmamak da delilik olurdu zaten!

5. İnsan bazlı değil, ilgi bazlı platformlar

Eskiden, pazarlama stratejileri segmentler ve tüketici profilleri üzerinden yürürdü. Bunun en açık nedeni ise, insanların çevresel etmenlerinin, “yönelebildikleri” alanlarla sınırlı olmasıydı. Ulaşabilen bilgi ve deneyimlenebilecek uğraşlar için seçenekler kısıtlıydı. Bugün ise her yaşta tüketicinin her konuda bilgiye ulaşabildiği bir çağda yaşıyoruz. Bu da dikey pazarları ve ilgi alanlarına odaklı platformları beraberinde getiren, daraltılmış bir pazarlama konseptini gündeme taşıyor.

Geçtiğimiz yıllarda yeni bir sosyal platform dalgası bu çerçeveyi oluşturmaya başladı; sadece resim paylaşımına olanak sağlayan Instagram, “sadece köpek resimleri paylaşımı”na olanak sağlayan Kloof gibi girişimlerin yolunu açarken, partner bulma platformları, Tinder gibi basit ve özelleştirilmiş uygulamaların ortaya çıkmasına ön ayak oldu. Trend, içerikleri nasıl tükettiğimiz noktasında değişti. Resimleri, GIF’leri ve videoları, yazılı metine tercih etmeye başladık ve bu yeni trend tüketmeyi seçtiğimiz içeriklerin türüyle alakalı hale geldi.

Foodie, Fitocracy ve PlantWorking gibi yeni girişimler “her şeye, herkese, her yerde ulaşalım” yaklaşımındansa, bireysel kitlelere yöneldiler. Örneğin Foodie aşçılar ve yemek pişirme meraklıları için tarif arama ve paylaşma platformu olarak kurgulanırken, Fitocracy fitness meraklılarının antreman takvimlerini paylaşmalarını ve fitness konuşmalarını sağlamayı amaçladı. PlantWorking ise, bahçıvan heveslilerinin sosyal ağı olarak ortaya çıktı.

Buradan çıkarılacak ana fikir ise, 2015’in daha spesifik ve kullanıcının ilgilendiği alanlara odaklı sosyal medya mecralarının ortaya çıkacağı bir yıl olması. Bu da kullanıcıların ortak hobi ve tutkularını başkalarıyla paylaşmasına olanak sağlarken, daha direkt fakat bazı durumlarda daha maliyetli bir pazarlama iletişimine olanak sağlayacak gibi görünüyor.

Genel olarak 2015 için öngördüğümüz, yeri geldiğinde kullanışlı olabilecek, yeri geldiğinde tam bir “pain in the ass” olabilecek trendlerden bahsettik. Başarılı ve vizyon sahibi takipçilerimize iyi bir sene geçirmelerini ve “ruhu” yakalayabildikleri hamleler yapmalarını temenni ediyorum.

Konuyla ilgili daha kapsamlı ve detaylı bilgi için Ogilvy’nin Sunumuna da göz atabilirsiniz;

4 Kişi Yorumlamış

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.